1 Ekim 2020

EzineTürk

Haberin Doğru Adresi

CHP Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Çanakkale Milletvekili Muharrem Erkek, Meclis Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren infaz teklifine dair söz aldı.

Dünya Romanlar Gününde Romanların yaşadığı sorunları ve Diyarbakır Kulp’ta şehit düşen vatandaşları anarak sözlerine başlayan Erkek, infaz teklifinin örtülü bir af teklifi olduğunu belirtti. Devlete karşı işlenen suçlara dair, teklifte hükmün olmamasını eleştiren Erkek, “suçluyu kazıyınca altından insan çıkar. Dengeyi çok iyi kurmalıyız” dedi.

Cezaevlerine dair çarpıcı rakamlarla Türkiye’nin içinde bulunduğu tablo ile Avrupa’yı karşılaştıran Muharrem Erkek, hükümlülerle birlikte tutukluların da pakette yer alması gerektiğini söyledi. Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Murat Ağırel ve Osman Kavala’nın tutuklanmasının, Fatih Portakal’a ise yaptığı eleştiriden dolayı suç duyurusunda bulunulmasının yanlışlığını vurgulayan Erkek, “tutuklu gazeteciler var, avukatlar var, sosyal medyada düşüncelerini, eleştiri amaçlı düşüncelerini sert bir şekilde paylaştığı için cezaevinde olan insanlar var. Bunlar içeride kalmaya devam ederken birçok suçluyu dışarıya çıkarmak kamuoyu vicdanında yer bulmaz” dedi.

Muharrem Erkek, Ömer Hayyam’ın “adalet kâinatın ruhudur” sözüyle konuşmasına son verirken, şunları kaydetti: “İşte bu teklifin ruhu yok, bu teklifin içinde adaletin ruhu yok, onun için kamuoyu vicdanında tam anlamıyla yer bulmuyor, onun için adaleti tecelli ettirmiyor. Bu şekliyle kabul edilirse sakat doğacak.”

Muharrem Erkek’in sözleri Meclis tutanaklarına şöyle yansıdı.  

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün maalesef Diyarbakır’da PKK terörü yine can aldı, yaşamını yitiren yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun, ailelerine de sabır diliyoruz.
Bugün 8 Nisan Dünya Romanlar Günü, dünyanın ve ülkemizin yaşadığı olağanüstü durum sebebiyle ülkemizdeki tüm Roman mahalleler de -ki hemen hemen her ilimizde vardır- bu zor dönemde sosyal devleti yanlarında, mahallelerinde görmek istiyor.

Değerli milletvekilleri, aslında konuştuğumuz, samimi olmak gerekirse örtülü bir af, bunun adı “örtülü af” çünkü yalnızca bu dönemde değil, cumhuriyet tarihi boyunca benzer düzenlemeler geldiğinde bunu hukukçular, herkes hep tartıştı. 2018 yılında yine infaz kanunu değişiklikleri gündeme geldiğinde, AK PARTİ Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan “Benim bir ilkem var, ilkem de şudur: Devlet ancak kendisine karşı işlenen suçlarda affedici olabilir. Kişilere karşı işlenen suçları bizim af yetkimiz yoktur.” demişti. O zaman da infaz kanunu görüşülüyordu.

Bu bir örtülü aftır ama bir taraftan da şu da bir gerçek, suçluyu kazıyınca altından insan çıkar. Bu dengeyi çok iyi kurmak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 268 kapalı cezaevi, 83 açık cezaevi, 4 çocuk cezaevi toplam 355 cezaevi var ve 355 cezaevinde de tutuklu ve hükümlü olarak toplam 300 bin insan kalıyor, 300 bin. Bizimle aynı nüfusa sahip Almanya’da tutuklu ve hükümlü sayısı toplam 62 bin. 300 bin-62 bin. Avrupa’da her 100 bin insanda ortalama 100 kişi ceza infaz kurumlarında. 100 bin insan içerisinde ortalama 100 kişi ceza infaz kurumlarında, bizde 350 yani 3 katından daha fazla. Demek ki ciddi sorunlarımız var. Asıl sorunumuz adalet, devletin temeli olan, hayatın temeli olan adalet. Çünkü adalet çürüdüğü zaman, adalet yok olduğu zaman huzur da yok, mutluluk da yok, aş, iş, ekmek de yok ve tabii ki böyle bir ortamda suç oranlarını azaltmak da mümkün değil.

Şimdi, geçici düzenlemelerle cezaevlerini boşaltmak, rahatlatmak gerekiyor çünkü kapasitenin çok çok üzerinde insan maalesef tutuklu ve hükümlü olarak cezaevlerinde. Peki -geçici düzenlemeler- ne olacak sonuçta? Birkaç yıl sonra göreceksiniz maalesef cezaevleri yine dolacak ve yine ağır infaz sorunlarıyla karşı karşıya kalacağız. Çünkü, 18 yıllık tek başınıza iktidarınızda adalette de yapısal reformlara el atamadınız, gerçekleştiremediniz.
Şimdi, düzenleme Genel Kurulda kabul edilip yürürlüğe girince tabii, örneğin, rüşvetten veya başka bir suçtan 6 yıl ceza almış biri bir gün bile cezaevinde kalmayacak, üç yıl denetimli serbestlik infaz rejimiyle dışarıda olacak. On yıl ceza alan bir kişi iki yıl yattıysa derhâl tahliye olacak. Öbür türlü, bu kanun yürürlüğe girdikten sonra işlenen suçlarda, mesela, altı yıl alan bir kişi yaklaşık iki buçuk yıl yatacak. Bugün alan hiç yatmayacak, yarın alan iki buçuk yıl yatacak. Veya hakaret suçundan on ay hapis cezası aldınız, ertelenmedi, paraya çevrilmedi; dört ay yatacaksınız. Bu tip düzenlemelerle karşı karşıyayız.
Eğer Meclis cumhuriyetin ve devletin en önemli organı olarak, yasama organı olarak infaz düzenlemesinde ceza indirimini kişilere karşı işlenen suçlarda, topluma karşı işlenen suçlarda bir hak olarak görüyorsa kendisine karşı işlenen suçlarda da bir düzenlemeye gitmeli. Belli suçları dışarıda tutarsınız -silahlı terör örgütü gibi, darbeye teşebbüs, hükûmeti devirmeye teşebbüs gibi- ondan sonra, devlete karşı işlenen suçlarda da bir infaz indirimine gidersiniz ama buna cesaret edemediniz ve büyük bir eşitsizlik ve adaletsizlik yarattınız. Onun için, bu teklifte vicdan ve adalet yok.

Değerli milletvekilleri, çok önemli çelişkiler var, vaktim sınırlı olduğu için kısa kısa değineceğim. Örneğin, Türk Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesindeki dörtte 3’lük infazı üçte 2’ye indiriyorsunuz -ki biliyorsunuz, 220’nci madde terör örgütü değil, çıkar amaçlı suç örgütleri- ama öbür taraftan da alt sınırı ve üst sınırı artırıyorsunuz Türk Ceza Kanunu’nda. Bir tarafta artırıyorsunuz, bir tarafta infazda lehe düzenleme yapıyorsunuz; derin bir çelişki. Hâkim karar vermiş, dosya istinafta ya da Yargıtayda, hükmü veren mahkeme sanık tutukluysa tahliye edebilecek. Bu da ciddi sorunlara yol açacak uygulamada, düzeltilmesi mutlaka gerekiyor.

En önemlisi değerli milletvekilleri, geçici bir düzenlemeyle açık cezaevindeki tüm hükümlüler, hiçbir suç ayrımı olmadan ya da kapalıda olup da açık cezaevine geçmeye hak kazanan tüm hükümlüler Covid-19 sebebiyle geçici tahliye ediliyor. Hükümlülerle ilgili geçici düzenlemeyle bunu getiriyoruz. Covid-19 ise bile geçici tahliye, izinli kabul ediliyor. Peki, tutukluları niye geçici bir düzenlemeyle izinli kabul etmiyorsunuz, geçici tahliye etmiyorsunuz? Neden?

Değerli milletvekilleri, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan niçin cezaevinde? Gündemdeki bir konuyu, kamuoyunun bildiği bir konuyu gazetecilik gereği haber yaptıkları için. Murat Ağırel niçin cezaevinde? İktidarı rahatsız eden, gerçekleri ortaya koyan bir kitap yazdığı için. Fatih Portakal? Fatih Portakal bir “tweet” atıyor, vatan işgal altındayken uygulanan Tekalif-i Milliye, Cumhurbaşkanı tarafından gündeme getirildiği için -ki hiç doğru değil getirilmesi, hiç doğru değil- onunla ilgili ironi yapıyor, eleştiri yapıyor -güzel de bir anlatımla yapıyor- hem Sayın Cumhurbaşkanı suç duyurusunda bulunuyor hem de Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu. Ona da talimat veriliyor; talimatla bağış toplanıyor, talimatla suç duyurusu yaptırılıyor, bunlar doğru değil. Bakın, bir gazeteci, kutsal din duygularını istismar ettiği için iki hafta önce tutuklandı ama “Bakara makara” diyen biri, büyükelçi yapıldı. Bu zihniyet doğru değil, bu anlayış doğru değil. Yasaklarla, bu tip uygulamalarla adaleti tecelli ettiremeyiz.

Osman Kavala; tutukluluğu iki buçuk yılı geçti. Bakın “tutukluluk” diyorum. Hakkında verilmiş bir ceza yok, hüküm yok, bir de aksine beraat hükmü var. İki buçuk yılı geçmiş bir tutukluluk olur mu? Siz yargıyı silah olarak kullanıp özel bir husumetle birine karşı kullanırsanız adaleti yok edersiniz, infaz rejimini de düzeltemezsiniz, hiçbir şeyi düzeltemezseniz. Onun için nasıl açıktaki hükümlülerle ilgili geçici bir düzenlemeyle, geçici bir tahliye getiriliyorsa Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenecek geçici bir düzenlemeyle de belli suçlar ayrı tutularak geçici tahliye ya da adli kontrol getirmelisiniz. Başka türlü bu düzenleme kamuoyunun vicdanında yer bulmaz. Tutuklu gazeteciler var, avukatlar var, sosyal medyada düşüncelerini, eleştiri amaçlı düşüncelerini sert bir şekilde paylaştığı için cezaevinde olan insanlar var. Bunlar içeride kalmaya devam ederken birçok suçluyu dışarıya çıkarmak kamuoyu vicdanında yer bulmaz değerli milletvekilleri. Daha çok konu var ama şimdi onlara yer vermemiz mümkün değil.

Çok değerli hukukçular var bu çatının altında, ben de yirmi yıl ceza avukatlığı yaptım. Biraz önce de söyledim, suçluyu kazıyınca altından insan çıkar. Tabii ki böyle düzenlemeler bir zorunluluk arz ettiği zaman getirilebilir ama eşitliği, hakkaniyeti ve adaleti sağlamamız mutlaka gerekiyor. Ömer Hayyam’ın çok güzel bir sözü var: “Adalet, kâinatın ruhudur.” der. İşte bu teklifin ruhu yok, bu teklifin içinde adaletin ruhu yok, onun için kamuoyu vicdanında tam anlamıyla yer bulmuyor, onun için adaleti tecelli ettirmiyor. Bu şekliyle kabul edilirse sakat doğacak. Gelin bu eksiklikleri giderelim, gelin birlikte çalışalım, ivedi bir şekilde adaleti, hakkaniyeti, eşitliği tesis edelim diyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.”