7 Mayıs 2021

EzineTürk

Haberin Doğru Adresi

EĞİTİMCİ MEHMET ATİK EKİN’İN KÖŞE YAZISI ; “SAF IRK TAKINTISI VE IRKÇILIK”

İnsanlığı felakete götüren en büyük hastalıklardan birisi ırkçılıktır. Irkçılık; kişinin, kendi soyunu, milletini, rengini diğer milletlerden üstün görmesi, diğerlerini ise aşağı ve hor görmesidir.

Tarih, bunun kanlı örnekleriyle doludur.

Günümüzde birçok ırkçı zihniyetler, kendilerini “saf bir ırk” ın üyeleri olarak görüyor. Dünyanın bir çok gelişmiş ve gelişmekte olan bölgelerde, ırkçılık siyaseti üzerine rant elde etmeye çalışan beyinler, saf ırk fikrini destekleyerek “ırk üstünlüğü” ideolojisinin giderek yükselmesine neden olmuşlardır. Günümüzde soy ağacından yüzlerce, hatta binlerce yıl öncesine giderek, kökleri eskiye dayandığı ve saf bir ırka mensup olduğu iddiaları yapılan bilimsel çalışmalar çürütmüştür. Son zamanlarda Harvard Üniversitesinin yaptığı bir araştırma sonucunda,  ‘Kökleri çok eski olan saf ırklar’ fikrini desteklemediğini göstermiştir. Dünya çapında insan göçlerinin yaşandığı, dolayısıyla farklı popülasyonlar ve melezleşme nedeniyle birbirine karışmış olan genlerden “saf ırk” iddiaları yapılan bilimsel çalışmalar ret etmiştir. Özet olarak yapılan bilimsel araştırmada, insanlığın genetik tarihi, günümüzde Afrika olarak bildiğimiz yerde başladığı, ilk olarak 100.000 ila 200.000 yıl önce Sahra Çölü’nün güneyinde yaşadıkları teorisi en kabul edilen görüşlerdendir. Bu ilk insanlardan oluşan grup veya birden fazla gruplar, 50.000 ila 70.000 yıl önce Afrika’dan Orta Doğu’ya, sonrasında bazıları doğuya, Asya’ya; diğerleri ise batıya, Avrupa’ya göç etmişlerdir. Savaşlar ve zorunlu göçler nedeniyle kendi coğrafi bölgelerinden uzaklaşan insanların yeni gruplarla değiştirilmesi ve farklı bölgelere yeni insan gruplarının yerleştirilmesi nedeniyle zamanla genetik yapılarının değiştiği ve ilk coğrafi sakinlerine ait çok az genetik izleri kalmıştır.

Genel olarak belli coğrafyalara ait ten ve saç rengi, göz yapısı, vb. ayırt edici belli fiziksel özellikler taşıyan bireyler, ayrı ırklara bölünmek istense de,  insanların biyolojik olarak “ırk” sayılmaları mümkün değildir. Bu farklılıklar, çok uzun zaman önce bireylerin Afrika’dan çıkıp tüm dünyaya yayılması sonucunda insanların kazandığı özelliklerdir. Zaman içerisinde insanlar günümüze kadar çeşitli coğrafi bölgelere aktarılmış ve yerleştikleri bölgelerin iklimine göre fiziksel görünümleri şekillenmiş, kültürüne, diline ve bölgenin yaşam şekline asimle edilmiştir. Hele hele Anadolu, binlerce belki yüzbinlerce yıldır birçok kavmin gelip geçtiği köprü gibidir. Bu nedenle Anadolu halkı saf bir ırk olarak kabul edilmesi akla ziyandır. Günümüz sonrasında da çeşitli nedenlerle coğrafi bölge sakinleri, değişmeye ve dönüşmeye maruz kalmaya devam edecekler, bu değişme ve dönüşmenin sonucunda farklı coğrafi bölgelerin insan genleri birbirine karışmaya devam edecektir.

Sonuç olarak ırkçılık; fertler ve toplumlar arasında kin, haset, husumet ve düşmanlık duygularını yeşertir. Birlik ve beraberliği, sosyal dayanışmayı, kaynaşmayı ve din kardeşliğini bozar. Fertler ve toplumlar arasında fitne, anlaşmazlık ve bölünmenin çıkmasına; toplum huzurunun ve barışının bozulmasına, kargaşa, terör ve iç savaşların oluşmasına sebep olmuştur. Yüce dinimiz de, İslam’ da ırkçılığı en keskin ve şiddetli vurgularla reddetmiş, onu lanetlemiştir. Peygamber efendimiz: “Irkçılık davasına kalkışan bizden değildir, ırkçılık üzerine savaşa girişen de bizden değildir” buyurmuştur. (Müslim, İmare, 53), Ayrıca Peygamber Efendimiz: “Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Herkes atalarıyla övünmekten vazgeçsin.” (Tirmizi, Tefsir, Hucurat suresi) buyurarak insanlar arası kardeşlik bağlarını vurgulamıştır.

Anadolu topraklarımızda geçmişten günümüze; Hattiler, Akadlar, Babiller, Asurlar, Sümerler, Luviler,Troya, Hititler, Lidyalılar, Frigyalılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Moğollar, Selçuklular, Osmanlılar ve bilmediğimiz geçmişte daha bir çok Kavim, Uygarlık, İmparatorluk ve Kralıkların bu topraklarda hüküm sürdürmüş olmaları yapılan bilimsel çalışmaların doğruluğunu güçlü kılmaktadır. Buna rağmen günümüzde yaşamlarını Anadolu topraklarında sürdürenlerin halen saf ırktan bahsetmeleri cehaletin bir sonucu olmalıdır. Savaşlar, göçler ve farklı nedenler sonucunda yerleştiğimiz ya da yerleştrildiğimiz bölgelerin iklimine göre fiziksel görünümlerimiz şekillenmiş, yaşam alanı olarak kabul gördüğümüz bölgelerin kültürüne, diline ve yaşam şekline zamanla asimle edildiğimizi veya asimle olduğumuzu kabul görmemiz gerekir. Dolayısıyla Türk, Kürt, Laz, Arap, Roman, Yörük, Pomak, Çerkez, Tatar, vb. ırkların biyolojik hiçbir anlamı, geçerliliği ve önemi bulunmamaktadır. Halen günümüzde ırkçılık ideolojisine sahip kişiler mevcut ise, bunlar milleti parçalamak isteyen geri kalmış kesimlerin ancak ilegal siyasi piyonları olabilir. Yaşam bilimleri dahilinde ise bu ideolojinin hiç bir geçerliliği yoktur. Irkçılık asla ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır. Cahilin sığınağı, özgürlüğün düşmanıdır. Bu duygu ve düşüncelerle önyargılarımızı kontrol altına alarak, kimin veya kimlerin nereden, niçin geldiklerini önemsemeden, bu güzel ülkemin tüm vatandaşları olarak birlik ve beraberlik içerisinde devletimizi her alanda daha ileriye taşıyarak; insanca yaşamada, fırsat eşitliğinde, hukukun üstünlüğünde, demokrasi ve insan hakları savunmasında zirveye ancak ele ele vererek ulaşabiliriz. Sağlıcakla kalın…

Mehmet Atik Ekin

 Eğitimci Yazar