ÖĞRENCİ BAŞARISINDA MOTİVASYON ve SINIF YÖNETİMİ

Öğretmenler, sadece bilgiyi kolaylaştıran, bilgiyi aktaran ve bilgi kaynaklarına ulaşma yollarını öğreten kişiler değil, öğrencilerin hazır oluşları için onları motive eden, yüreklendiren ve cesaretlendiren kişilerdir. Eğer öğrenciler öğrenmeye motive olamamışlarsa, hiçbir öğretmen, ders, kitap veya herhangi bir öğrenme aracı, onları öğrenmeye meraklı ve planlı çalışmaya hazır hale getiremez.

Mesleğinde kendini geliştirmiş, en iyi niyetli öğretmenler bile öğrencilerini ilerlemeye sevk etme yeteneğinden yoksun olduklarının farkında olmadıkları görülebilmektedir.

Halbu ki öğrencileri cesaretlendirmek ve yüreklendirmek kadar basit ve etkili bir motivasyon şekli de yoktur. Bu nedenle öğretmenlerin öğretim rolünden daha önemli olan sınıf içindeki tutum ve davranışları, öğrencilerin motivasyonu ve verileni alabilme konusunda hazır oluşları açısından büyük önem taşımaktadır. Öğrenme becerileri okul öncesi ve ilkokulda başlamaktadır. Dolayısıyla öğretmenler, öğrencilerin ilgi ve yetenekleri yönündeki gelişimlerini ilkokul çağında mercek altına almalı, aile ile işbirliği içerisine girmelidirler. Bu nedenle İlkokul sıralarında öğrencilerin beceri ve yeteneklerinin keşfedilmesi gelecekteki başarısı için önem arz etmektedir. Öğrencinin başarısı öğretmenin uzmanlığı, tutkusu, sorunları teşhis etme ve çözme yeteneği ile doğru orantılıdır. Başarılı öğretmeni diğerlerinden ayıran en önemli özeliği iletişim, motivasyon, beden dili ve tatlı7 disiplinidir. Alanları ile ilgili bilgi farklılığı en geç 3 yıl içerisinde kapanabilmektedir. Öğrencinin hangi öğretim alanında okuması gerektiğine, sadece derslerdeki akademik başarısını dikkate alarak değil, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda öğrenciler arasında bireysel farklılıkları gözeterek ve öğrenciyi tüm yönleriyle tanıma esaslarına dayanarak karar vermelidir. Öğretmen, sınıfındaki öğrencileri birbirleri ile kıyaslamada, etkili öğrenme ortamı oluşturmada, öğrencinin gelişimini desteklemede ve sınıf içi davranışları düzenlemede öğrencisi hakkında edindiği bilgileri esas almalıdır. “Öğrenmeyi öğretmek” rolünü başarı ile gerçekleştirmeleri için de öğrenmeyi öğretmede yeterli olmaları gerekmektedir. Etkili öğrenme fikirlerin araştırılması, hatalar yapılması ve ortaya çıkan yeni durumlara uyum sağlanması sayesinde gerçekleşir. Bir öğrenci başarısız olduğunda bunun nedeni öğrencinin kapasitesinin yeterli olmadığı olarak görülmemelidir. Çünkü bu durumdaki bir öğrenci, ya yeterince çaba harcamamıştır ya da gerektiği kadar desteklenmemiştir. Öğretmenlerin sınıf içi yönetimi sonucunda öğrenciler üzerindeki etkilerini 4 soru ile cevaplamaya çalışalım.

1-Öğrencilerin gelişimini olumlu/olumsuz etkileyen sınıf içi öğretmen davranışları nelerdir?

Öğretmenlerin sınıf yönetiminde öğrencilerine sağladıkları olumlu tutum ve davranışlarının akademik, sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimi üzerinde ciddi olumlu etki bıraktığı, öğrenme azmini, minnettarlık ve kendine güven duygusunu artırdığını, adalet, iyilik, olumlu kişilik, mutluluk, heyecan, güdülenme ve özgüven duygularını artırdığını, sevgi ve saygı duymaya, rol model almaya özendirdiğini, sorun çözme yetkinliklerini artırdığını, öğretmenlik mesleğini sevmelerini sağladığı bilinmektedir. Öğretmenlerin olumsuz tutum ve davranışları ise öğrencilerin okuldan ve dersten soğumalarına, özgüven duygularının oluşmamasına, derse ve öğretmene karşı önyargılı olmalarına, korku, kaygı, nefret, üzüntü, kızgınlık ve kin duygularını artırdığını, öğretmenlik mesleğine karşı önyargılı olmalarına ve özgüven eksikliğine neden olduğu da bilinmektedir.y Görüldüğü gibi öğrencilerin güdülenmesi icin daha çok önem arz eden öğretmenlerin sınıf içi tutum ve davranışlarıdır. Bu tutum ve davranışları öğrenme iklimi ve öğrencilerin motivasyon gelişimi, akademik, sosyal, bilişsel ve duygusal gelişimi üzerinde etkilidir. Bu yüzden öğretmenlerin, öğrencilerin akademik, sosyal ve duygusal gelişimlerini olumsuz etkileyecek sınıf içi tutum ve davranışlardan kaçınmaları gerekmektedir.

2-Bu davranışlar hangi eğitim basamağında daha çok yaşanmaktadır?

Öğretmenler, her eğitim basamağında eğitim-öğretim etkinliklerini eğitimin amaçlarına uygun olarak düzenlenmesi, planlanması, uygulanması ve değerlendirilmesinden birinci derecede sorumludur. Öğrencilerin en savunmasız olduğu ve kendini yeterince ifade edemediği çağ döneminin ilkokul çağı olduğu düşünüldüğünde öğretmenlerin olumlu veya olumsuz tutum ve davranışları, ilkokul öğrencilerini çok daha fazla etkilediğini kabul görmek gerekir. Öğrenci için özellikle ilkokul öğretmeni, ana-babasından bile önde gelen bir kişidir. Öğretmeni ne derse ve ne yaparsa doğrudur. Çocuğun gözünde böylesine yüceleşen ilkokul öğretmeni, çocuğun en çok model aldığı kişidir. Dolayısıyla eğitim ortamındaki örnek davranışlarıyla çocuğun sağlıklı kişilik gelişimine yardım etmede ya da olumsuz bir kişiliğe sahip olmasında da önemli rolü olan kişidir.Bu nedenle öğretmenlerin öğrenme ortamını düzenlemede, sınıf iklimini oluşturmada ve öğrenci davranışlarını olumlu yönetmede sergiledikleri olumlu tutum ve davranışları eğitimin çıktıları açısından kritik öneme sahiptir. Öğrencilere karşı önyargılı davranan öğretmenler, öğrencilere güven verme yerine daha çok içe kapanmaya ve motivasyon eksikliğine neden olmaktadır. Öte yandan olumlu sınıf atmosferi, öğrencilerin akademik başarısını artırmakta, öğrencilerin kendilerini güven içinde hissettiği ve tehdit edilmediği sınıf ortamında, yeni ve olumlu davranışlar kazanmalarının daha kolay olduğu görülmektedir.

3-Öğretmenlerin sınıf yönetimi tutumlarında farklılıklar görülmesinin nedenleri nedir?

Sınıf içi yönetimi öğrencilerin temel psikolojik ihtiyaçlarını anlamak ile başlar ve bu ihtiyacları karşılamak ile devam eder. Ancak her yiğidin yoğurt yeyişi farklı olduğundan öğrencilerin gelişim düzeylerini, huy, mizaç ve karakter kişiliklerini öğrenmeden bu ihtiyaclarına cevap verilebilmesi mümkün değildir. Öncelikle her bireye ayrı ayrı inmek ve her bireyi tanımak hedef edinmelidir. Öğretmenlerin sınıf içi tutum ve davranış farklılıkları bu noktada başlar. Bu farklılıkların görülmesinin nedenlerinin başında, öğretmenlerin kişilik özellikleri, düşünce yapıları, eğitime ve öğrenciye bakış açılarının farklılığından kaynaklanmaktadır. Ayrıca eğitim fakülteleri dışında diğer fakülte mezunlarından da öğretmen atamalarının yapılıyor olması, öğretmen yetiştirme müfredatının yetersizliği ve en önemlisi üniversite sınavlarında öğretmenlik mesleğini ilk tercihlerine yazmaları için öğrencilerin yeterli nedenlerinin oluşmaması bu yöndeki zayıf halkalardır. Yani bu mesleğin diğer bazı meslek gruplarına kıyasen cazip olmaması, isteyerek ve severek bu mesleği seçmek isteyen zeki beyinlerin bu mesleği seçmelerini olumsuz etkilemektedir.

Hiç bir meslek grubunun kalitesi ülkemizdeki öğretmenlerin kalitesi üzerinde olmamalıdır. Bu nedenle isteyerek ve severek bu mesleğe gönül vermek isteyen zeki beyinler bu mesleğe yönlendirilmelidir. Öğretmenlerin sadece eğitim fakülteleri mezunlarından karşılanması ve öğretmenlerin özlük haklarının iyileştirilmesi konuları önem arz etmektedir. Bugün ilkokul birinci sınıfta okuyan toplam öğrenci sayısının 12 yıl sonra lise son sınıfta okuyan öğrenci sayısına aşağı yukarı eşit olacağını görebilmek gerekir. Matematiksel veriler açık ve nettir. Önümüzdeki 15-20 yılın öğrenci sayısının istatistiği belli iken bu süreçte öğretmen ihtiyaç sayımız da bellidir. Ülkemizde bugün mevcut olan öğrenci sayısı ile 15-20 yıl sonraki öğrenci sayısı dikkate alınarak eğitim fakültelerin bünyesinde bulunan bölümlerin öğrenci kontenjanları belirlenmelidir. TÜİK, MEB ve ÖSYM ortak çalışması bu yönde olumlu sonuçlar kazandıracaktır. Atanmayı bekleyen mevcut öğretmen adayları kademeli olarak eritilmeli, ihtiyaca göre eğitim fakültelerin kontenjanı belirlenerek öğretmen atamaları için KPSS sınavı tarihe gömülmelidir. Zararın neresinden dönersen kârdır, sürüp giden zararlı bir işten ne denli erken vazgeçersek, daha sonra uğrayacağımız zararı o denli azaltmış, sonuç olarak o kadar kâr etmiş oluruz. Öğretmenlere 3600 ek göstergenin verilmesi, emekli olacakların sayısı 70 bin civarında olacağı tahmin edilmektedir. Bu durum atama bekleyen öğretmenlerin eritilmesi konusunda büyük bir fırsatta dönüşecektir.

4-Öğretmelerin sergilediği davranışlar öğrencilerin gelişimini nasıl etkilemektedir?

Öğretmenlik mesleği, öncelikle kişisel egolarından ve dünyevi nefislerinden sıyrılarak insan odaklı bir sınıf yönetimi anlayışına sahip olmasını gerektirmektedir. Sınıfta katı ve otoriter bir tutum sergilemenin, öğrencilerin akademik, sosyal ve duygusal gelişimini olumsuz etkilediğini, demokratik ve insan odaklı bir tutum sergilemenin öğrenme ve öğrencilerin kişilik gelişimi üzerinde olumlu etkilere sahip olduğunu göz önünde bulundurmalıdır. Öğrencilerin akademik, sosyal ve duygusal gelişimleri desteklemelidir. Öğretmen yetiştiren eğitim fakülteleri, öğretmen adaylarının mesleki ve teknik yeterliklerinin yanı sıra insani ve ahlaki değerlerimizin yeterliklerini geliştirmeye de odaklanmalıdır. Öğrencilere, öğretmeni öğrenci gözüyle değerlendirme uygulamalarına da yer verilmelidir. Öğrenciye olumlu davranışların kazandırılması etkili bir okul eğitimi ile sağlanabilir. Fakat etkili bir okuldan söz edebilmek için önce sınıf yönetiminin etkililiğinden bahsetmek gerekir.

Etkili bir sınıf yönetiminin başarısı ne derece iyi olursa olumlu bir eğitim-öğretim ortamı da o derece iyi olmaktadır. Bu sebeple eğitimde başarının ilk adımı sınıf yönetiminin iyi olması ile başlamaktadır. Etkili bir sınıf yönetimini oluşturmak ise sınıftaki öğretmenin etkililiği oranında mümkün olmaktadır. Etkili bir öğretmen ise mesleki bilgi, tutum ve becerilere sahip olan öğretmendir. Bir öğretmen ise bu özelliklerini istenen eğitim amaçlarına ulaşmada uygun şekilde kullanabilmesini bilmelidir.Öğrencileri seven, onlara karşı sabırlı ve anlayışlı davranan, yakından ilgilenen, destekleyen, uygun zamanda uygun ödüller veren, öğrencileri takdir eden öğretmenler; öğrencilere sevgi aşıladığı, dersi sevmelerini sağladığı, motivasyonlarını artırdığı, önyargıları azalttığı, başarılarını artırdığı, özgüven aşıladığı, hatalarını düzeltme olanağı sunarak öğrencilerin akademik, sosyal ve duygusal gelişimi üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Öğretmenlerin otoriter, cezalandırıcı, ilgisiz, eşitlik ve adalet ilkesine aykırı, alaycı ve aşağılayıcı bir tutum sergilemeleri öğrencilerin motivasyon eksikliğine, utanmalarına, kendilerini eksik hissetmelerine, yalan söylemelerine, okuldan ve dersten soğumalarına, derse ve öğretmene karşı önyargılı olmalarına, öğrenememelerine, korku ve kaygı duygularının oluşmasına özgüven ve dikkat eksikliğine, nefret ve intikam alma duygularının oluşmalarına neden olmaktadırlar. Sonuç olarak öğretmenlik mesleği, bir milletin şekillenmesinde ve bir ulusun gelecekteki yeni kuşaklarını yetiştirmesinde rolü büyüktür. Motivasyon, öğrencileri harekete geçiren, başarılarında devamlılık sağlayan büyük bir güçtür. Hayatın her alanında olduğu gibi eğitim sahasında da başarının ve öğretimin en etkili ve en önemli bileşeni olduğu açıktır. Akademik ve sosyal başarı, motivasyonu yüksek bireylerle yakalanır. Bu nedenle motivasyon odaklı çalışmanın ve güdülenmenin şart olduğunu kanıtsayan ve uygulayan bir eğitimci camiasının gerekliliği ihtiyaç haline gelmiştir. Mesleğini en iyi niyetiyle icra eden, kendini çok iyi geliştirmiş öğretmenlerin bile öğrencilerini motive etmede, onları ilerlemeye sevk etme yeteneğinden yoksun olabilmektedir. Bu yüzden, ister yeni, ister tecrübeli olsunlar, tüm öğretmenlerin, öğrencilerinin motivasyonunu artıracak onları yüreklendirecek ve onların potansiyellerini en iyi şekilde kullanmasını sağlayacak eğitimcilerin yetişmeleri ve öğretmenlik mesleğinin her yönüyle en cazip mesleğe dönüşmesi ülkemizin geleceği için çok önem arz etmektedir. Bir şeyler öğrenmek için hevesle açılan küçücük gözlerin sayısını artıracağımıza inancım tamdır. Kalın  sağlıcakla…

 

Mehmet Atik EKİN

         Eğitimci