22 Ekim 2021

EzineTürk

Haberin Doğru Adresi

ÇANAKKALE BAROSU 2021–2022 ADLİ YILINI CUMHURİYET MEYDANI’NDA DÜZENLEDİĞİ TÖREN İLE AÇTI

Çanakkale Barosu 2021-2022 yeni Adli yılını Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlediği tören ile açtı.

Tören, Çanakkale Barosu BaşkanıAv. Soner Aydın, Belediye Başkan Vekili Süleyman Canpolat, Baro Yönetin Kurulu Üyeleri, önceki dönem Baro Başkanları ve birçok avukatın katılımıyla gerçekleşti.

Atatürk Anıtına çelenk sunumu, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan tören, Baro Başkanımız Av. Soner Aydın’ın konuşmasının ardından sona erdi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Baro Başkanı Aydın konuşmasında şunları kaydetti ;

“Yeni adli yılın, değerli meslektaşlarımla birlikte tüm yargı camiamıza hayırlı olmasını diliyor, yeni adli yılı kutluyor, sizleri saygıyla selamlıyorum. Arzumuz; yargımız için, milletimiz ve ülkemiz için olumlu gelişmeler sağlanmasıdır. Dileğimiz bu adli yılın, “daha adil bir yıl” olması, muradımız “adaletin yerini bulması”, beklentimiz “adaletin hızla tesisidir”

Bu vesileyle, 30 Ağustos Zafer Bayramımızı bir kez daha kutluyorum. Şurası gerçektir ki Çanakkale Ruhu, Kurtuluş Savaşı Ruhu ile aynı damardan beslenmekte, şanlı taaruuzlar Çanakkale’nin savunma mesleğine de ilham vermektedir. Çanakkale’nin her bir avukatı, hakkını aramanın peşinde, Dumlupınar’da, Çiğiltepe’de, İzmir’in dağlarında koşan kahramanlarımızın direnç ve cesaretini taşımaktadır. Bu duygularla, “Adalet gücü bağımsız olmayan bir ulusun devlet biçiminde varlığı kabul edilmez.” diyen Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle ve minnetle anıyorum.

Bugün aynı zamanda Dünya Barış günü. Bu özel günü de kutluyor, ekonomik, sosyal veya askeri her türlü savaşın ve sömürünün son bulmasını, kalıcı ve gerçek küresel barışın tesis edilmesini diliyorum. Bunun için de adalet “kayıtsız şartsız” lazımdır. Çünkü adalet yoksa, ferdin gönlünde huzur, adil olmayan milletlerin arasında uyum, sevgi ve güven de yoktur. Gerek ulusal, gerek uluslararası düzeyde savaşı sonlandıracak ve barışı sağlayacak unsur adalettir. Barış, ancak adalet temeli üzerine yükselir. Bunun için biz avukatlar ve tüm yargı çalışanları sadece adaletin sağlayıcıları değil, barışın da koruyucularıyız.

 Ülkemiz özeline gelince; İstikametimiz dünyada bağımsız ve saygın yaşamaksa, parolamız yurtta sulh cihanda sulh, pusulamız hukuk güvenliği, hukuk üstünlüğü ve demokrasi olmalıdır.

Çünkü bir ülkede yargı bağımsız ve tarafsız değilse, etkin, adil ve hızlı bir yargılama yapılamıyorsa, hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku egemense, özetle hukuk güvenliği yoksa, o ülkenin diğer milletler nazarında hiçbir saygınlığı, ağırlığı ve etkinliği olamaz. Dünyanın her yerinde yargının niteliği “Buyruk ve etkiden uzak, bağımsız ve yansız, aklın aydınlığında,ahlak güvencesinde, vicdan süzgecinde bir yapı” olarak özetlenir. Bu nedenle bağımsızlık, adaletin mayasıdır. Çünkü daha yüzyıllar öncesinde bile, “Töre konuştuğunda, Hakan susar”

Ve bu hassasiyetin olmadığı bir ülkeye kimse saygı duymadığı gibi, yatırım da yapmaz. Hatta, yönetim FETÖ vari paralel yapılara, kurallar suç örgütü liderlerinin eline, kaderimiz ise faiz lobilerine teslim olur. Mahkeme salonlarımızın duvarlarında yazılı bulunan “Adalet Mülkün Temelidir” sözü, aslında devletin orduyla, parayla, petrolle, ticaretle değil adaletle yaşadığını anlatır. Çünkü adalet varsa, zaten herşey vardır. Dünya Hukuk üstünlüğü sıralamasında en başlarda Danimarka, Norveç, Finlandiya, İsveç gibi gelişmiş ülkelerin olması bir tesadüf değildir. 

Bu yüzden uluslararası yatırım çekmek, üretim yapıp kalkınmak ve tam bağımsız olarak yaşamak istiyorsak, bunun ilk ve olmazsa olmaz şartı, hukuk güvenliğinin, hukukun üstünlüğünün ve gerçek demokrasinin bir an evvel tesis edilmesidir.Yerli ve yabancı yatırımcıların Türkiye’ye yatırım yapmalarını sağlayacak en etkili teşvik, güven veren bir adalet sistemidir. Kısaca, Demokratik bir Hukuk devleti, daha çok fabrika, daha çok turizm yatırımı, daha çok iş ve istihdam dolayısıyla refah demektir.

Faiz lobileriyle mücadele ettiğimiz kadar hatta daha da fazlasıyla, ülkemizde hukukun üstünlüğünü, demokratik, çağdaş, akılcı, eşit hukuk sistemlerini istemeyen hukuk lobileriyle mücadele etmek zorundayız.

Yapılacaklar bellidir. Hızla kuvvetler ayrılığı ilkesi hayata geçirilmeli, yargıya siyasi müdahale imkanı kapanmalı, yargı bağımsız ve tarafsız kılınmalı,  hakim ve savcıların özlük hakları güvence altına alınmalıdır. Çünkü bağımsızlık, yargının en seçkin ve en özgün karakteridir. Etkilere açık,baskılara elverişli, yönlendirmeye uygun yargı ancak bir “hukuk garabetidir”. Yargı, yargı mensuplarına bırakılmalıdır. 23 asır önce Diyojen’in Büyük İskender’e söylediğini, bizler  bu gün, tekrar haykırıyoruz ve diyoruz ki “Gölge etme başka ihsan istemez”

Öte yandan, hakim-savcı ve adliye çalışanı sayılarındaki eksiklikler acilen giderilmelidir. Bununla birlikte yeni alımlarda tek ölçü liyakat olmalıdır. Büyük Türk Hukukçusu ve Yargıtay’ın ilk başkanı Ahmet Cevdet Paşa bile, daha 1800’lü yıllarda Tezakir isimli eserinde yargı mensuplarının liyakat esaslarına göre seçilmesini önermiştir.

 

 

 

 

 

 

 

Kıymetli hukukçular,

Hukuk devleti ve hukuk güvenliğinin olmazsa olmaz bir başka şartı da avukatlara yargı erki içinde hak ettiği değerin hemen teslim edilmesi, görevin önündeki hukuki ve fiili engellerin bir an evvel kaldırılmasıdır. Savunmanın olmadığı, değersizleştirildiği bir yargı, ancak engizisyondur, yargısız infazdır. Bu nedenle yargı erkinin olmazsa olmazı, savunmadır, avukattır. Ne hukuksuz bir devlete ne de adaletsiz bir hukuka tahammülümüz yoktur. Hele avukatsız bir adaletin imkanı yoktur.

Adliyelerde ve diğer kurum ve kuruluşlarda, avukatın yargının eşit kurucu unsuru olduğu içselleştirilmeli, önyargılı ve hatalı bakış açılarına derhal son verilmelidir.Kürsünün hak ettiği saygı,biz avukatların da hakkıdır.

Zira avukatlar, yargı diyalektiği içinde bağımsız savunmayı temsil ederek, kutsal savunma hakkının tecellisi için, halk adına görev yapmak suretiyle hukuk devletinin açık teminatıdırlar. Avukata gösterilen saygı, hakkını ve adaletini arayan vatandaşımıza saygıdır. Ve unutulmamalıdır ki, bir gün herkesin avukata ihtiyacı olacaktır.

Avukat, aynı zamanda, insan hak ve özgürlüklerin de koruyucusu, kollayıcısı ve savunucusudur. Bu bakımdan avukatlar, demokrasi ve cumhuriyet adına, halk adına da görev yapmaktadırlar.  Bu hak ve özgürlüklere karşı ihlal kimden gelirse gelsin, elbette avukat buna itiraz edecektir. Bu, mesleğimizin bir gereği, aynı zamanda sorumluluğumuzdur.

Yoksa avukat suçun, suçlunun ortağı, davanın ya da iddianamenin tarafı değildir. Avukat sadece ve sadece kutsal savunma hakkının, bağımsız, tarafsız, eşit ve adil bir yargının, hukuk devletinin, cumhuriyetin, demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin, halkın, güçsüzün, mağdurun tarafıdır.

Bu temelden hareketle de, avukatı dışlayan, yargının üvey evladı gibi gören, yargının eşit kurucu unsuru olarak benimsemeyen anlayış yanlıştır, sakattır, hukuksuzdur. Ve aynı zamanda, yargıya güveni azaltan olumsuzluklarından biridir de.Savunmasız devlet esir, savunmasız adalet ise yetimdir. Devleti meşru kılan nasıl ki adaletse, adaleti meşru kılan da savunmadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Değerli katılımcılar,

Adli yıl, yargıya güven, adalet mekanizmasının etkin ve sağlıklı işlemesi sadece ve sadece adli mensuplar için değil, belki daha da önce sokaktaki vatandaş için önemlidir.

            *İş kazalarında ölenler, depremlerde, sellerde, orman yangınlarında  ihmaller sonucu hayatlarını kaybedenler ve yakınları için önemlidir.

            *Şiddete maruz kalan, öldürülen kadınlar için önemlidir.

            *İstismara maruz kalan, küçük yaşta çalıştırılan, eğitime ulaşamayan çocuklarımız için önemlidir.

            *Emeği sömürülen, ezilen, yoksullaştırılan insanlarımız için önemlidir.

           *Sokaktaki ve doğadaki diğer tüm canların hayatı için önemlidir.

 

Halkın yargıdaki sesi ve temsilcisi olan avukatlara karşı son dönemde artan sözlü ve fiili saldırılar da çok dikkat çekicidir. Avukatın hak ve yetkilerine veya avukatın doğrudan doğruya yaşamına ya da vücut bütünlüğüne yönelen her saldırı, aslında bu ülkede yaşayan herkesin temel haklarına yönelmiştir.Bu saldırıları önleyecek ağır cezalar bir an önce getirilmeli, Avukatlık Kanunu’nun 57. maddesine göre, görev sırasında veya yaptığı görevden dolayı avukata karşı işlenen suçlar hakkında, bu suçların hakimlere karşı işlenmesine ilişkin hükümler etkin bir biçimde uygulanarak, avukatlara hakim-savcılarla aynı koruma zırhı sağlanmalı, bu suçlar gerekirse katolog suçlar içine alınmalıdır. Çünkü, artık bıçak kemiğe dayanmıştır. Avukatlar sırf görevlerini yapıyor diye, genç meslektaşlarım ekmek parası peşinde koşuyor diye ölmektedir, öldürülmektedir. Ama bunları önlemeye yönelik en küçük bir refleks görememek, bizi daha çok yaralamaktadır.

Ayrıca, avukatların görevlerini yapabilmek adına sahip olduğu yargısal yetkilerin önüne, her gün çeşitli yasal kılıftaki bahanelerle çıkarılan engellere son verilmeli, dosyalara, bilgi ve belgelere ulaşımda Avukatlı Yasamızın 2. maddesiyle tanınan yetkilerimiz, etkin olarak hayata geçirilmelidir.

Yine, mesleki bakımından hiçbir getirisi olmayan, hukuki hiçbir gerekçesi bulunmayan çoklu baro yanlışından da bir an önce geri dönülmelidir.Bu antidemokratik düzenleme, savunma mesleğinde ayrışmaya, giderek kutuplaşmaya yol açacağından, Türk Yargı sistemine, ciddi zararlar vermektedir.

Hukuk güvenliğinin, etkin yargılama faaliyetinin bir başka olmazsa olmazı, kaliteli hukukçu yetiştirebilmek, daha net ifadesiyle kaliteli hukuk eğitimi verebilmektir. Ancak,  mevcut durum itibarıyla bundan çok uzak olduğumuz açıktır. Tercih için getirilen sınırlama da çok yetersizdir.  Yapılması gereken, yeterli öğretim üyesi bulunmayan, gerçek ve nitelikli eğitim veremeyen  hukuk fakültelerini ivedilikle kapatmaktır.

Ülkemizde, zaten 38’i devlet, 35’i vakıf, 11’i Kıbrıs’ta olmak üzere toplamda 84 hukuk fakültesi varken,bu yıl açılan 5 yeni fakülteyle bu sayı 89 oldu. Bu rakam, henüz öğrenci kabul etmeyen fakültelerle birlikte 100’ün üstünde. Dolayısıyla, hukuk fakültesi sayısı, net biçimde, enflasyon olarak tanımlanmayı hak etmektedir ve enflasyonun değer kaybı anlamına geldiği açıktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Aziz hukukçular,

Ülkemizde 1943 yılından bu yana kutlanan adli yıl açılışlarında, özellikle son dönemde yargısal sorunların bir türlü çözülemediğini, hatta giderek arttığını ifade etmek zorunda kaldığımız bir gerçektir. Bu bakımdan yetkili ve sorumluların bir an evvel işin ciddiyetini idrak edip el atmaları kaçınılmaz hale gelmiştir. Çünkü artık yargı tıkanma noktasındadır, nefes alamaz hale gelmiştir. Toplum, hukuktan ümidini kesmek üzeredir, yargıya güven hiç olmadığı kadar azalmıştır.Maalesef, Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ndegöre Türkiye, 128 ülke içinde 107.sıradadır. Yine son OECD Raporuna göre, Türkiye,adalete güvenin son 10 yılda en keskin azaldığı ülke olmuş, bu süre içindeadalete güven 22 puan birden gerileyerek yüzde 38’e düşmüştür.

 

Üstüne üstlük, Covid 19 pandemisi nedeniyle çok zor günler geçirirken ve geç te olsa, aşılama sayesinde pandemi psikozundan çıkma aşamasında iken, bu kez yangın ve sel felaketlerine maruz kalmamız, toplumun moralini daha da bozmuştur. Ama daha da üzücü olan, çevreye-doğaya saygılı ve uyumlu olmak adına, yetkililerin eksik kaldığını, hatta bazen yapılmaması gerekenlerin yapılmadığını görmek olmuştur. Yetkili ve sorumlular bu tedbirlerin maliyetini bahane ederken, gördüğümüz zararların bunların onlarca kat fazlası olduğunu,makam, mevki adına hiçbir masraftan kaçınılmazken, sıra tedbire gelince kaçınılan üç beş kuruş karşısında, yitirdiğimiz canlarahiç değer verilmediğini yaşayarak tekrar öğrendik.      

İnsanlarımız cinnet geçirme aşamasına gelmiştir, ümitsizlik, mutsuzluk yaygın haldedir. Avukatlar da ekonomik, psikolojik ve toplumsal sıkıntıları aynen yaşamaktadır. İşsiz avukatlar, geçim sıkıntısı çekenler, ağır psiko-sosyal yükleri kaldıramayan avukatlar, intihara sürüklenmektedir. Cumhurbaşkanlığı’nın verilerine göre hukuk fakültesi mezunlarının % 40’ı asgari ücretle, % 22,5’i ise 4 bin liranın altında maaşla işe başlamaktadır. Ayrıca hukuk fakültesi mezunlarının yüzde 4’ü farklı işlerde çalışmaktadır. Geçen birkaç ay içinde;Kayseride Av. Hayriye Sena,  Manisa’da Av. Muhammed Halil Yavuz, Kastamonu’da Av. Gizem Saraçoğlu ve İstanbul’da Av. Gökhan Vural “Artık Dayanamıyorum” diyerek intihar etmişlerdir.

Oysa avukatlar, toplumun kanaat önderleridir, aynasıdır, sesidir, nefesidir, avukat yaşıyorsa, toplum da yaşıyor demektir.  Bu vesileyle, yargı görevini yaparken şehit edilen ya da intihara sürüklenen avukat, hakim, savcı, yargı çalışanı tüm meslektaşlarımızı, minnetle, rahmetle ve saygıyla bir kez daha anıyorum.

Ve ifade etmeye çalıştığım üzere, bu boğulmuşluktan, mengenelerden, çaresizlikten kurtulmanın en önemli ve öncelikli yollarından biri de, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün akılcı, aydınlık, çağdaş anlayış ve ışığıyla birlik ve beraberliğimizi yeniden tesis ederek, daha çok çalışmak, adalete, hukuka inanmak ve güvenmektir.

Bu yollardan bir diğeri de, siyasi iktidarların hiçbir biçimde müdahale edemeyeceği, hâkimlerin ve savcıların salt vicdanlarıyla karar verebileceği, avukatların özgürce savunma yapabileceği yargılama düzenini yeniden inşa etmektir.

Çanakkale Barosu, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da özgür savunmanın ve bağımsız yargının, demokrasinin, hukuk devletinin, temel hak ve özgürlüklerin koruyucusu ve takipçisi olacaktır.

Çanakkale Barosu; Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerine bağlı olmayı sürdürecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle, Çanakkale Barosu ve yönetim kurulu adına, bugüne kadar Adalete hizmet etmiş, katkılar sunmuş, başta değerli meslektaşlarım Avukatlar olmak üzere, Hakimlerimize, Savcılarımıza ve tüm adliye personelimize şükranlarımı, sevgilerimi iletiyorum. Hukukla aydınlanmış yeni bir adli yıl dileklerimle, hepinize saygılar sunuyorum.