29 Kasım 2020

EzineTürk

Haberin Doğru Adresi

Ezine Müftüsü Mustafa Arda Köşe Yazısı ; “Dünya Ahiret Dengesi ve Çalışmak”

 

Dünya, Ahiret Dengesi ve Çalışmak

     İman nimetine sahip bahtiyar kişiler için biri yaşanmakta olan  diğeri de ileride yaşanacak olan iki dünya, yani iki hayat alanı vardır. Yaşanan dünyadan kastımız şu an içinde bulunup hayatımızı devam ettirdiğimiz güzel dünyamız, mavi gezegenimiz, geçici dünyamızdır. Yaşanacak olan dünya ise yeniden dirildiğimizde hesaba çekildikten sonra yaşayacağımız ebedi dünyadır, Ahirettir, Yani Cennet veya Cehennemdir.

        Mantıken sonsuz bir şey sonlu bir şeyle kıyas kabul etmeyeceğinden dolayı inanan insanların tamamen, sonsuz hayat olan ahirete yönelmeleri, dünyayla ilgilerinin hiç olmaması beklenebilir. Dünya ile alakalı işlerden tamamen el etek çekip kendisini büsbütün ibadete adamak tarihte bazı kişilerin yaptığı bir davranış şekli de olmuştur. Bazı kimseler bir lokma bir hırka felsefesiyle dünya hayatına hiç iltifat etmemiş ve sadece ahiret hayatına yönelmişlerdir. Ama güzel dinimiz İslam bizden böyle bir şey istememektedir. Fani, geçici bir yer olmakla beraber dünya gezegeni de üzerinde yaşanılsın, imar edilsin, güzelleştirilsin, yaşanılır bir hale getirilsin ve bazı tatlar, duygular, güzellikler yaşansın diye yaratılmıştır. Öyleyse iman sahibi insana düşen vazife, yaşadığı dünyanın geçici olduğunu, fani olduğunu, imtihan yeri olduğunu unutmadan ebedi hayatı kazandıracak, Allahın razı olacağı güzel faaliyetler yapmaktır, yani salih amel işlemektir. Allah’ın mülkünde O’nun hoşnutluğuna aykırı davranışlardan uzak durup, razı olacağı amellerle meşgul olmaktır. Dünyayı daha da yaşanılacak bir yer haline getirmek, insanlık yararına çalışmaktır.  Yüce Allah “İnsanlar İçin yalnızca çalıştığının karşılığı vardır” (Necm 40), “Allah yeryüzünü sizin emrinize vermiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın ve rızık olmak üzere verdiği şeyleri elde ederek istifade edin” (Mülk 15) “Namaz kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütuf olarak verdiği şeyleri elde etmek için çalışın” (Cuma 15) Ayeti Kerimelerinde dünya hayatını tamamen terketmenin uygun olmadığını, aksine fani hayat için bile olsa çalışmanın ve bu hayatı yaşamanın gerekli olduğunu beyan etmektedir. Çalışmak insanlık için bir zorunluluktur, çünkü kâinatı yaratan Allah (C.C.), insanı da yaratarak bu dünyaya yerleştirmiştir. İnsan hayatı için gerekli olan her şeyi de onun istifadesine sunmuştur. Ancak hayat için gerekli şeyleri bulup kullanması insana bırakılmıştır. Bunun için insan dünyada yeme içme, barınma ve korunma gibi faaliyetlerde bulunmak mecburiyetindedir. Yeme İçmeyi, barınma ve korunmayı terk etmesi uygun görülmemiştir.

      Dünya için çalışmak insan için bir zorunluluk olduğu kadar aynı zamanda bir görevdir. Çünkü insan, kendisine ve çevresine karşı görev ve sorumlulukları olan bir varlıktır. En başta insana kendi varlığı Allah tarafından emanet olarak verilmiş ve onu koruması istenmiştir. Hiç kimse bu emanete ihanet edemez, onda dilediği gibi tasarrufta bulunamaz ve onu ihmal edemez. İnsanın kendi hayatını devam ettirmesi dinen ona yüklenmiş bir görevdir. İnsan bu dünyada tek başına yaşayan bir varlık değildir. O, toplum içinde yaşar ve diğer insanlarla çeşitli ilişkiler kurar. O, duruma göre ya bir ana baba ya bir evlat veya bir akraba ya bir komşu ya da bir arkadaştır. O bir ana baba ise evladı için, bir evlat ise ana babası ve diğer yakınları için çalışması onun görevidir. Hatta insan, insan olmanın verdiği bir duyguyla mevcut ve gelecek tüm insanlık için bile çalışmalıdır.

Fahr-i Alem (A.S.) Efendimiz, günlük hayatında bir taraftan ibadetle meşgul olurken, diğer taraftan müslümanların ve aile fertlerinin işlerini tanzim buyurur, gıda ve diğer ihtiyaçlarını temin için uğraşırdı. Bununla da kalmaz, ihtiyaç sahiplerinin sıkıntılarını gidermek için çabalar; hastaları ziyaret eder, akraba ve dostlarının hallerini sorar, yardımcı olurdu. Bütün bunları yaparken, bir idareci olarak müminler arasındaki sorunları çözdüğü gibi, düşmanlar tarafından gelebilecek zararları bertaraf etmek üzere en güzel tedbirleri alırdı. Peygamberlik vazifesinin gereği olarak da daima halkın arasında bulunur, onları irşad etmekle meşgul olurdu. Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bizzat çalışarak müminlere örnek olduğu gibi, bazisahabilere nasıl çalışılacağını da öğretmiştir. Bir defasında dilenen fakir bir adama dilenmenin kötülüğünü belirtikten sonra “Evinde bir şey yok mu?” diye sormuş, o da bir kap ile bir örtüden başka bir şey olmadığını söylemiştir. Bunun üzerine Peygamberimiz (S.A.V.) onları getirmesini istemiş, adam da gidip getirmiştir. Hz. Peygamber, onları yanındaki sahabelere açık artırma ile 2 dirheme satmış ve parayı adama vererek 1 dirhemle ailesi için yiyecek, kalan 1 dirhemle de bir ip ve balta alıp getirmesini tenbih etmiştir. Adam iple baltayı getirince gidip  odun toplamasını ve pazarda satmasını öğütlemiş ve kendisine 15 gün mühlet vermiştir. 15 gün  sonra adamın 10 dirhem kazanarak geri döndüğü görülmüştür. (Ebu Davud  Zekât  26)”

      Netice olarak İslâm’ın temel kaynaklarında, bu dünyada çalışmayı terk ederek başkasından gelecek ikramlarla yaşama şeklindeki hayat tarzını tavsiye eden bir bilgi yoktur. Aksine İslam çalışmayı, hem de iyi çalışmayı öğütlemektedir. Meşhur “iki günü birbirine eşit olan aldanmıştır” (İhyauUlumid Din, 4/335) İslami prensibi müslümanlarınhergün, bir önceki güne göre daha fazla çalışmalarının gerektiğini önemle vurgulamaktadır. İslâm, müslümanların dünya ve ahiret için faydalı işler yapmasını arzu eder. Tamamıyla faaliyeti yani çalışmayı teşvik eder. MiskinIiğe, tembeliğe, dünyadan kopuk yaşamaya hoş bakmaz.        

       Öyleyse bizlere düşen görev ; geçici dünya hayatında her iki alemde mutlu olabilmek için çalışmaktır. Dünyadaki vazifelerimizi yerine getirirken ahiretimizi de ihmal etmemek, din ve dünya dengesi içinde yaşantımızı devam ettirmeye çalışmaktır. Unutmayalım ki dünya ahiretin tarlasıdır. Bu dünyada insan ne ekerse ahirette de onun karşılığını görecektir.

      Yüce Allahın Rahmeti, Mağfireti ve Bereketi Üzerimize Olsun. Hayırlı Cumalar…