25 Kasım 2020

EzineTürk

Haberin Doğru Adresi

Son din olan İslam’ın bahtiyar müntesipleri olarak biz Müslümanların dinimizi öğrenirken ve uygularken esas alacağı temel iki rehberimiz yani kendilerine tabi olmamız gereken iki ana düsturumuz vardır. Birincisi Yüce Allah’ın (C.C.) biz kullarına dünya ve ahiret için kılavuz olarak gönderdiği son İlahi Kitap olan Kur’an-ı Kerim, ikincisi de Allah’ın kitabını  anlayıp uygulamada doğal olarak bize önder olacak,yol gösterecek çok özel bir insan olan Allah’ın Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimizdir.

Özellikle son çeyrek asırdır kulağa hoş gelen ve sanki güzel bir düşünceymiş  gibi görünen, ‘’Bize sadece Kur’an yeter’’ sloganıyla ortaya çıkan ve Allah’ın Rasülü’nü sadece biz insanlığa kitabımız Kur’an-ı kerim’i getirip önümüze koyarak ‘’işte bu Allah’ın kitabıdır; okuyun, anlayın, herkes kendi fikrine göre nasıl anlıyorsa öyle uygulasın,ona göre yaşasın’’ gibi hiç de tutarlı olmayan bir akım ortaya çıkmış olsa da biz on beş asırdan bu yana tüm müslümanların ortak rehber kabul ettiği iki ana kaynağa da aynı seviyede tabi olarak dini yaşantımızı devam ettirmeye muhtacız.Bu iki kaynağı asla birbirinden ayıramayız.Çünkü onlar birbirinin rakibi,ortağı veya alternatifi değildirler.Sünnet-i Seniyye Kur’anın en doğru bir şekilde anlaşılıp yaşanmasında bize yol gösterici en önemli ve gerekli temel bir kaynaktır.O kaynağın başında da Sevgili Peygamberimiz (A.S.) bulunmaktadır.Bu nedenle Kur’ansız Sünnet olamayacağı gibi Sünnetsiz ’’Tek başına Kur’an bize yeter’’ anlayışı da kesinlikle doğru bir yol değildir.

Şüphesiz ki Yüce Rabbimiz son kutsal kitabı olan Kur’anı kerimi insanlara bu geçici dünyada doğru yaşamanın bir rehberi olarak göndermiştir.Bu Yüce Kitabın gelmesinden sonra insanlığa düşen görev artık onun düzgün olarak, hakkıyla  anlaşılmasıdır.Anlaşılıp gereğinin yapılması ve bu sayede insanlık olarak huzur ve mutluluğa ulaşılmasıdır.Bu dünyada kendimizi şaşkınlık ve çaresizlik içinde, ne yapacağını bilemeyen, yapayalnız kişiler olarak hissetmememiz için Yaradanımız bize lütufta bulunarak hayatı kullanma kılavuzu, rehberi göndermiştir ki biz bu dünyaya neden geldik,bizden ne isteniyor,nasıl iyi bir insan oluruz,nasıl mutlu oluruz gibi soruların ana kodlarını,cevaplarını bulabilelim. Ayet-i Kerimede belirtidiği üzere  “O Allah, ümmilere (görevinin ne olduğunu bilmeyen  insanlara), kendi içlerinden, Allah’ın âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir Rasül gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir çıkmaz içinde idiler.”   (Cuma 2)

Bize bahşedilen hayat rehberi kitabımızı en iyi anlayacak, onu en doğru uygulayacak olan kişi hiç şüphesiz ve tartışmasız Allah’ın bizler için seçtiği özel kulu Rasülüllah (S.A.V) efendimizdir. ‘’Biz her Rasülü  sırf, Allah’ın izni ile kendilerine itaat edilmek üzere gönderdik” (Nisâ 64) Ayet-i Kerimesinde de bildirildiği şekilde bizler O’na bakarak,O’nu tanıyarak,O’nu dinleyerek ve kendisini kılavuz edinerek Allah’ın hoşnut olacağı kullardan olmaya çalışmak zorundayız.Öyle olsak iyi olur değil, öyle olmak zorundayız.Çünkü elçi kendisine uyulsun diye gönderilen kişidir. Biz O’na uymaz, kendi şahsi anlayışımıza göre bir din anlayışı ortaya çıkarırsak bu durum yeryüzünde yaşayan iki milyar farklı İslam anlayışının karşımıza çıkacağı anlamına gelir.Halbuki önümüzde Allah’ın Kitabı ve O’nun Rasülü’nün bize sağlam olarak ulaşan Sünnet-i Seniyyesi mevcuttur.Hadis olduğu iddia edilen rivayetler içinde karışmış zayıf ve uydurma olanlar ilk asırlarda temizlenmiş,ayıklanmıştır.Elimizde saf ve berrak bir Asr- saadet dönemi,Hz.Peygamberimizi ve Ashab-ı Kiramın hayatını anlatan sağlam tarih kaynakları bulunmaktadır.Biz bunların hepsinden istifade ederek bu dünyaya gönderiliş amacımıza uygun bir hayat yaşama gayreti içinde olmalıyız.Kur’an’ı ve Sünneti birbirinden ayırmadan, iki ana pınar kaynağı olarak görerek her iki rehbere de gereken önemi vereceğiz.Kur’an Asli,Ana kaynağımızdır ve Sahih Sünnet de Kur’anı anlamada bize gerekli olan ikinci kaynağımızdır.

‘’Bize sadece Allah’ın kitabı yeter’’ diye son dönemlerde medyada sıkça gördüğümüz kişilere baktığımızda ne ilginçtir ki kendilerinin onlarca kitap yazmış olduklarını görürüz.Yani aslında kendileriyle çeliştiklerine şahit oluruz.Madem tek kaynak olarak Allah’ın kitabı insanlığa yeterse neden kendileri bir çok kitap yazmak gereğini duymuşlardır.Biz sadece Allah’ın kitabına bakarak dini yaşayabiliyorsak onların kitaplarına ne ihtiyacımız var ki.Ama eğer Kur’an’ı anlamada insanlığa yardımcı olacak bir kaynak lazımsa o zaman biz başkalarının kitaplarına değil, Allah’ın Rasülü Efendimizin (S.A.V.) sözlerinin, davranışlarının bize aktarıldığı güvenilir hadis kaynaklarına başvururuz.Onları okur, onlara bakarak doğru yolumuzu buluruz.

Netice olarak mensubu olmakla Yüce Rabbimize binlerce kez şükrettiğimiz güzel dinimiz İslam’ın ve biz Müslümanların Allah’ın hoşnutluğunu elde etmek için tabi olması gereken temel,ana kaynaklarımız Kur’an-ı Kerim’dir ve Allah’ın Rasülü Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimizin bize ulaşan Sahih Sünnetidir.Bunları birbirinden koparamayız, ayıramayız.Her ikisine de tabi olmak zorundayız.Ancak böyle yaşadığımızda Allah’ın rızasına erişebiliriz.Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır. De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Al-i İmran 31)…